Çizgisel, atomik zaman anlayışının modernitenin bir tezahürü olduğunu ve bu tür bir zaman anlayışının bugünün insanın kaderini belirleyen olgulardan biri olduğunu düşünmekle birlikte, (ve bunun detaylıca incelenmesi gereken ayrı bir konu olmakla birlikte) somut hayatlarımıza baktığımızda Kronos’un döngüsel karakteri kendini gösterir bize. Organizma düzeyde, bizler yaşamın talep ettiği temel ihtiyaçları karşılamak zorundayız. Bir bakıma eksiklik hissetme (örneğin; açlık, yorgunluk), ve bu eksikliği giderme (örneğin; yeme, uyuma) olarak çoğu zaman farkında olmadan yaşantıladığımız deneyimler döngüsel mikro-zamanlar oluşturur. Bu döngüselliğin içine kişiden kişiye sonsuz sayıda farklılaşabilecek günlük alışkanlık, yaşantılarımız, deneyimlerimiz eklenince başka insanlarla yaşamanın ve temas halinde olmanın bir zemini (belki de kaçınılmaz bir zemini) olan hergünkülük diyebileceğimiz bir zamansallık deneyiminin içinde buluruz kendimizi. Böyle bir deneyim için kendi varlığımızın asli bir yapısı olduğu söyleyebiliriz. Benim kronos anlayışımın böyle döngüsel bir zamana dayandığını söyleyebilirim. Formal olarak böyle deneyimlenen bir zaman, peki nasıl çizgisel bir zaman deneyimi haline gelmekte ve bu şekilde  yaşantılanabilmektedir? Hergünkülük olarak yaşanılan zamansallık nasıl bir zaman ufku veya gelecek kazanmaktadır? Burada belki zamanın geçiciliği ve sınırlılığı devreye girmektedir. Hep benim olan, içinde bulunduğum veya içine atılıp çekildiğim zamansallığın nihai ufku benim ölümümdür.

Zamanın gelip geçiciliği, ve zamanın döngüselliği (hergünkülük) bireyin tarihselliğini oluşturmasına, geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman yapıları altında dinamik bir zaman anlayışına olanak sağlar. Gelecek ufku hergünkülük üzerine şekillenir. Gelecek henüz gelmeyen ama geçmiş ve şimdinin tanıklığı dahilinde kişinin kendisine dönecek olan, kişinin gerçek anlamda sahip olabileceği tek zaman kipidir. Kişi bu gelecek ufkuna bambaşka tutum, his ve duygularla yaklaşabilir. Geleceğin “aynılığı” depresyona, geleceğin tehditi “korkuya”, geleceğin belirsizliği “kaygıya” yol açabilir.  Kairos, bence burada devreye girer. Kairos, henüz gelmeyen ama bize zamanın döngüselliği içinde dönecek olan var olanlarla karşılaşma zemini oluşturan gelecek zamana yönelik tavrımızın ve kavrayışımızınız değişebileceği potansiyel seçim momentleridir. Bu anlamda, Kairos, kronos’u yani bir anlamda kişinin kendine, başkalarına ve zamana yönelik tutumunu -geniş anlamda tüm varolanlara yönelik tutumunu- baştan sona belirleyebilecek haletiruhiye içerir. Yani değişimin zamanıdır. Anlamsızlığın, zeminsizliğin içinde her ne kadar gelip geçici olsa da zemin ya da anlam bulma imkanıdır, yani belirsizliğe karşı açık ve asli bir tutum sergileme…

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir